Ayın Güzellikleri #5 Ekim Favorileri

Kasım 08, 2018

Merhabalar! Favoriler serimi yazmaya başladıktan sonra fark ettim ki zaman çok çabuk geçiyor. bu 5. yazımmış ve 5 ay önce serinin ilk yazısını yazarken hissettiğim heyecanı dün hissetmişim gibi... Neyse, fazla nostaljiye girmeden.. Bitmek bilmeyen Ekim ayında favorilerime giren ürünler, kitaplar, filmler ve müziklerden bahsedelim;

Insta Perfect Likit Fondoten; Bu ay, bu fondoteni aldıktan sonra başka fondoten kullanmadım diyebilirim. Yapısı, duruşu, kalıcılığı her şeyiyle çok sevdiğim bir ürün oldu. Hakkında detaylı bir yazı da yazmıştım hatta, merak ederseniz şuradan okuyabilirsiniz.

Bioderma Atoderm Krem; Methini çok duyduğum ancak daha önce denemediğim bir kremdi Atoderm. Soğuyan havalar ve birtakım sağlık problemlerim sebebiyle bir iki aydır ellerim, cildim, vücudum nasıl kurudu anlatamam. Atoderm'i de indirimde görünce denemek istedim. İyi ki almışım, çook güzel nemlendirip yumuşatan bir ürünmüş ve namını da hak ediyormuş. Mineral yağlar içerdiğinden yüzümde kullanmadım bu arada, el ve vücut kremi olarak kullanmayı tercih ettim.

Moshos Garden Grande Soothing Toner; Ayın başında aldığım bu toniği ayın sonunda bitirdim. Nasıl sevdiğim buradan anlaşılıyordur sanırım. Tamamen doğal olan içeriği en sevdiğim özelliği oldu, cildime de güzel bir doku kattı. Daha fazlası için; ürün yazısı. Yenisini sipariş ettim bile. 

Bu ay okuduğum kitapların hemen hemen hepsi çerezlik öykülerdi, onlardan favorilerime ekleyecek yeterli sayıda kitap bulamayınca da ayın sonunda Tolstoy'un daha önce okumadığım iki kitabını sipariş ederek bir çırpıda okudum. Neyse ki onları çok sevdim, yine sayıyı bozmadan üç favori ekleyebileceğim..








İnsan Ne İle Yaşar & İnsana Ne Kadar Toprak Lazım; Evet, utanarak söylüyorum ki ben bu kitapları yeni okuyorum. Dünya klasiklerinden henüz okuyamadığım kitaplardan bazıları da bunlardı. Tolstoy'un anlatımı ve yazı dilini daha önce okuduğum kitaplardan çok seviyordum ancak bu kitaplarında anlatımını ve hikayeleri oldukça sade, basit ve anlaşılır tutuşunu da çok sevdim. Benim kitabım İnsan Ne İle Yaşar ve İnsana Ne Kadar Toprak Lazım'ın derlenmiş haliydi, böylelikle ikisini de okuyabildim. Birden fazla kısa öykü olduğundan ne anlattıklarına değinemeyeceğim ancak insanların istekleri, yaşayışları ve hırslarına değinmek için seçtiği hikayeleri çok sevdiğimi söyleyebilirim. Benim gibi henüz okumayan varsa, mutlaka okumalı.

İtiraflarım; Tolstoy'un hayatın amacını bol bol sorguladığı, hayatının bir zamanlarını, ve kitabını yazarken içinde olduğu zamanları, bu zamanlardaki düşüncelerini detaylıca anlattığı bir kitap. Okurken Tolstoy'la sohbet eder gibi hissetmemek elde değil. Birçoğumuzun daha önce düşündüğü ancak kelimelere dökmekte zorlandığı birçok konuyu çok başarılı bir şekilde ele almış. Kitabın giriş kısmındaki sorgulamaları ve nihilist yansımaları çok sevsem de, sonlarına doğru değişen temasını pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim açıkçası. İlk sayfalar ile son sayfalar arasında belirgin bir düşünce farklılığı var. Yine de çok sevdiğim ve bu zamana kadar neredeydin dediğim bir kitap oldu. 

Sisifos Söyleni; Albert Camus, çok sevdiğim bir yazar. Kitaplarının geneli de varoluşçu bir temayla yazılan kitaplar. Okuduğum diğer kitaplarını çok sevdiğimden -ki Yabancı en sevdiğim ilk üç kitaba girer- ve yunan mitolojisine de ilgi duyduğumdan bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Bu aya kısmetmiş. Kitap ismini, mitolojide bir kayayı dağın tepesine taşımakla cezalandırılan, ancak her tepeye çıktığında kayayı tekrar düşüren Sisifos'tan alıyor. Devamı da yine varoluş sancıları ekseninde geçen bir kitap diyebiliriz. Yazar bu kitabında da yine yaşamı, yaşamın amacını sorguluyor. Ben bu tür derin düşünmeye sevk eden kitapları okumayı sevdiğimden çok severek okuduğum bir kitap oldu. Ancak herkese hitap edecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum.

Geldik filmlere, bu ay o kadar çok film izledim ki hepsini de severek izleyince aralarından 3 favoriyi seçmek biraz zorladı.


Venom; Ay başında gösterime giren Venom'ı izlemek için ilk günden sinemaya koştum. Marvel fangirlü olmak bunu gerektirirdi çünkü. Tom Hardy'nin baş rolünde oynuyor olması da başka bir sebep tabii ki. 
MCU evreninden şimdilik bağımsız işlenen hikaye; farklı bir gezegenden dünyamıza gelmek durumunda kalan ve kendi başına yaşam süremeyen bir simbiyoz olan Venom'un kısa bir süre önce başarılı bir gazeteci olan Eddie Brock'u kendine konak seçmesi ile gelişen birtakım olaylardan bahsediyor.  
İlk olarak Spiderman serisinde tanıştığımız Venom'a özel bir  film çekme kararları benim çok hoşuma gitti. Karakterin hikayesini de görmüş ve öğrenmiş olduk. Tom Hardy'nin rolünü benimsediği ve severek yaptığı çok belliydi, ben filmi favorilerime ekleyecek kadar sevdim ve izlerken de çok keyif aldım. Yapılan eleştirilerin birçoğunu da gereksiz buluyorum. 


Detachment; Albert Camus'nun "Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim." sözleri ile başlayan ve Adrien Brody'nin Henry ismindeki bir öğretmen olarak baş rolünü üstlendiği film oldukça karanlık ve karamsar bir atmosfere sahip. Sorunlu çocukların geldiği bir okul, kendi problemleri ile uğraşan öğretmenler, sorunlu eğitim sistemi.. Tüm bunların arasında kendi problemlerini köşeye atarak iyi bir eğitim vermeye çalışan Henry.. film bir öğretmen filmi gibi görünse de aslında yaşama dair birçok sorunu ele alan, kendinden ve çevresinden uzaklaşan karakterlerin hikayesini anlatan bir film.. 
Yukarıda da belirttiğim gibi varoluşcu felsefe, yabancılaşan insan temalarını çok sevdiğim için bu filmi de çok sevdim. Bittikten sonra da üzerinde düşünülecek fazlasıyla şey kaldı. Bu tür filmleri sevenlerin severek izleyeceği bir film.


Mother; Geçen sonbahar vizyona giren bu filme yapılan olumsuz yorumlar sebebiyle ön yargı ile yaklaşmış ve izlemek istememiştim. Boş kaldığım bir gün merakıma yenik düşerek izledim ve ön yargılarımın ne kadar haksız olduğunu fark ederek kendimden utandım.

Film, gayet güzel ve güneşli bir güne uyanan Jennifer Lawrence'in canlandırdığı "kadın" karakterinin yatağından kalkması ile başlıyor. Evet karakterin adı kadın, çünkü bu filmde isimler yok. Kadın, adam, misafirler.. Adamı ise Javier Bardem oynuyor. 

Adam bir yazar, ancak uzun süredir ilhamını kaybettiğinden uzun süredir bir şey yazmamış, kadın; kendini adamın bir zamanlar yanıp küle dönen evini baştan yaratmaya adamış, ve mükemmel olana kadar her gün evle uğraşıyor. Bir gün kapıları çalıyor ve adamın yazılarını çok seven eski bir hayranı ziyaretçileri oluyor.. Hikaye de böyle başlıyor zaten, her anında kadının neden bu kadar gergin olduğunu, adamın neden bu kadar pervasız davrandığını merak ediyorsunuz. İlk yarıda her şey anlamsız geliyor, insana sinir harbi geçirecek kadar... İkinci yarıdan sonra ise her şey yerine oturmaya başlıyor.

Ne yazsam spoiler olacak, izlemeyenlere bunu yapmak istemem ancak başyapıt değerinde bir film olduğunu söyleyebilirim. Sembolik anlatımları o kadar başarılıydı ki, film bittikten sonra birkaç gün düşünmeye devam ettim, kaçırdığım bir şey oldu mu acaba diye okumalar yaptım. Çok, çok başarılı bir filmdi.

Müzikler hakkında söylenecek yine çok bir şey yok zaten, bu ay sık sık dinlediğim şarkılar da şunlar; 


Lord Huron - The Night We Met



Ryan Miller - This Is The Only Time We Have




One Republic - All The Right Moves

Evet işte ben bu ay bunları çok sevdim. Sizin aralarından kullandığınız, dinlediğiniz, okuduğunuz ya da izlediğiniz bir şeyler var mıydı, varsa sevdiniz mi?


Bunları da beğenebilirsin.

24 yorum

  1. Sisifos Söyleni çok merak ettiğim bir kitap ama bir türlü okumak fırsatım olmadı. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de uzun bekleyişlerin ardından okuyabildim:)

      Sil
  2. Mother ve Venom seyrededeceğim filmler arasında kesinlikle..

    YanıtlaSil
  3. Kübra, yazılarını her okuduğumda 20'li yaşlarıma dönme özlemi duyuyorum :) Neyse, hayatımın bu en yoğun dönemi de bir gün sakinleşecek, ben yine kendime vakit ayıracağım. Instaperfect fondöteni senin yüzünden hiç ihtyiacım olmasa da alacağım sanırım yakında, korkuyorum :))) Mother'ı da mutlaka izlemek istiyorum; Ahmet koyu bir Jennifer Lawrence hayranıdır; nasıl kaçırdık şimdiye kadar bilmem :) çok sevgiler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başak Hanım, bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim :) Bol bol boş vaktim olduğundan keyifle değerlendirmeye çalışıyorum.. sizin de kendinize booolca vakit ayıracağınız günler yakındadır umuyorum :)

      FOndoteni ben severek kullanıyorum ama biraz bereketsiz bir ürünmüş :p yarıladım bile... Mother'ı da muutlaka öneriyorum, çook güzel bir filmdi kesinlikle.

      Çok sevgiler!

      Sil
  4. Atoderm krem kış için aklımda olsun, Essence Insta Perfect fondöteni de geçenlerde görüp almamıştım ama favorilerine de girdiğine göre aklımı iyice çelmeye başladı :)

    Mother filmini çıktığı günden beri izlemeyi çok istiyordum ve internete düşer düşmez hemen izlemiştim. Hakkındaki kötü yorumların aksine benim için de başyapıt değerinde bir film oldu. İzledikten sonra filmdeki yakaladığım/kaçırdığım sembollerle ilgili inceleme yazıları okumaya doyamadım :) Diğer filmleri de yazdım kenara.

    The Night We Met şarkısını bir yerlerde duyup çok sevmiştim ama ismini bilmiyordum. Şarkıyı bilmeden açınca acayip sevindim!! Yine dolu dolu favoriler yazısı için teşekkürler, çok sevgiler Kübracıım ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fulya'cığım, atoderm'i ben bir el ve vücut kremi olarak çok sevdim, tam kışlık. Fondoten için ise artık ne kdar methhiye düzebilirim bilmiyorum :p

      Kötü yorumlardan etkilenmemen ne güzel olmuş, ben bunca zaman beklediğim için biraz pişmanım.. çok, çok güzel bir filmdi.

      The Night We Met ise ilk 13 Reasons Why dizisinde çalmıştı, belki orada duyduysan tanıdık gelmiş olabilir :)

      Güzel yorumun için ben çok teşekkür ederim, çok sevgiler! ♥

      Sil
  5. Ne güzel bir blogunuz varmış :) Derya önermiş,ben de takipteyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar, çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim, sevgiler♥

      Sil
  6. Atoderm bende duyuyorum acaba alsam mı ya hiçbir el kremi nem vermiyor diyemem ama kalıcı bır sekılde nemlendıremıyor ellerımı her gun krem kullanmaktan bıkıyorum. Acaba bu duzenlı kullanımda veya bır kullanımda bıle ertesi güne o eldeki kuruluğu alıyor mudur merak ettim. Favorılerı sevıyorum en sık kullanılanlar bende nadiren yapıyorum. Dur bakım en çok neleri kullanıyorum analiz edeyimde bende yazarım belkim bloguma. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası benim kuruluğum dönemsel olduğundan düzenli kullanımda ne gibi etkileri olabileceğini deneyimleyemedim :( Ama sürüldüğü günü kurtarıyor kesinlikle...

      Ben de çok severek yazıyor ve okuyorum favoriler yazılarını, siz de yazma kararı verirseniz keyifle okuruz :)

      Sil
  7. Dolu dolu bir yazı olmuş.Adrian nin filimini izlerim.
    Guzel tavsiyeler icin tesekkurler 💓

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnci, umarım beğenerek izlersin.

      yorumun için ben teşekkür ederim♥

      Sil
  8. Kitaplar harika keyifli bir ay olsun 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Deryaaa, senin için de öyle♥

      Sil
  9. Love your blog..

    Please visit: https://from-a-girls-mind.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  10. şarkılar müthiş yalnız. günü çıkardım sanırım. şu sıra sıkıntıdayım müzik bulma konusunda. teşekkürler.

    p.s. fondoten kısmını dahi okudum hahahaha.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa beğendiyseniz ben çok sevindim. :)

      Yorum için teşekkürler, sevgiler♥

      Sil
  11. heey senin en sevdiğim yazıların bunlar. özellikle şarkılar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep'ciğim, yazılarım ıbeğenmene çook seviniyorum.. Şarkıları da özellikle sevdiğini biliyorum, çok teşekkürler. Çook sevgiler♥

      Sil
  12. Klasiklerin lezzeti başkadır, okuduktan sonra aldığınız haz sizi terk etmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katılıyorum, okumadığım klasikleri de tek tek okuyacağım :)

      Sil

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe